İnsanın diğer yaratıkların bir çoğundan üstün olması sebebiyledir ki;
Allah Teâlâ onu yeryüzünde Onun iradesini temsil etme görevi ile görevlendirmiştir. Yine bu sebepledir ki Allah Teâlâ evrende olan her şeyi onun için, ona hizmet için yaratmış ve emrine vermiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:
“Görmediniz mi ki, Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki ne bir ilme, ne bir yol göstericiye, ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.”
Allah Teâlâ yaratıklarının birçoğundan üstün kıldığı, başta akıl olmak üzere sayılamayacak nimetler verdiği insanın, Onun katında büyük bir değeri vardır. İnsandan başka var olan her şeyi Ona hizmet için yarattığı gibi insanı da kendisini tanımak ve yalnız Ona ibadet etmek için var etmiştir.
“Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp, bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Ayet-i kerime bu gerçeği bizlere göstermektedir.
Ancak bizler en seçkin varlık olsak da gereken bazı şartları yerine getirmemiz lazım.
Örneğin dinimizi korumamız lazım.
Her şeyden önce dinin emir ve yasaklarını kişinin hayatına geçirmesi ve onları uygulaması demektir. Çünkü din ancak böyle korunur. Bir Müslümanın sadece Müslümanım demesi yeterli olmaz. Müslümanlığı kabul eden kimsenin dinî vecibelerini yerine getirmesi ve dinde yasaklanan hususlardan sakınması gerekir. İnsan ancak bu sayede dindar olduğunu anlar. Dinî yükümlülüklerini yerine getirmeyen insanın din duygusu zamanla zayıflar ve Allah korusun bir gün tamamen körelir.
İnsan için bundan daha büyük bir kayıp düşünülemez.
Bunun yanı sıra nefsimizi korumamız gerek nefsimize boyun eğmememiz lazım.
“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”
Ayet-i Kerime’nin işaret buyurduğu tehlikelerin başında dikkatsizliğimiz yüzünden sağlığımızın bozulması gelir.
Kur’an-ı Kerim, uğradığımız her türlü rahatsızlığa kendimiz sebep olduğumuzu bildirir. Buna göre sağlığımızı bozan hastalıkların sebebini de kendi dikkatsizliğimiz ve ihmalkârlığımızda aramamız gerek.
Peygamberimiz bir hadislerin de şöyle buyuruyor;
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onların kıymetini bilmez, aldanır. Onlar sağlık ve boş vakit nimetidir.
Evet, mümin, önce nefsini hastalıklardan koruyacak, sonra da Allah’ın dilediği zamana kadar yaşamasını sağlayacaktır.
Bunların yanı sıra aklımızı da korumamız lazım.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her türlü canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde aklı olan
(düşünebilen) bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan)pek çok deliller vardır.”
Ve benzeri Âyet-i Kerime’lerde, Allah Teâlâ’nın insanoğluna verdiğini bildirdiği nimetleri anlayacak ve bu nimetleri verene teşekkür edilmesinin gerektiği yargısına varacak olan akıldır.
Allah en seçkin varlık olarak insanı yaratmış ve onu yalnız bırakmamak için de insanlara elçiler yani peygamberler göndermiştir.
İnsanın dünyada sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşaması; kendisine, ailesine, topluma ve hatta insanlığa yararlı hizmetler de bulunması ve bu sayede ahirette ebedi mutluluğu kazanması için Allah teâlâ onu yeryüzünde yalnız bırakmamış ve gönderdiği elçilerle ona yardım etmiştir.
Ne mutlu ki en seçkin varlık olarak yaratılmışız. Rabbim bunun kıymetini bilip, gerekli şartlara uyup, imanlı bir şekilde yaşamayı cümlemize nasip eylesin inşallah.
Ne mutlu Allah a ve peygamberlerine inanan ve onlara uyanlara.
Rabbim bunların bilincin de olup bu yoldan gidenlerden eylesin bizleri inşallah.