28 Ocak 2021 Perşembe
Yol ve kaldırımlara sahip çıkmak

Muhammed Köse

Yol ve kaldırımlara sahip çıkmak

Uzun vadeli planlar ve büyük emeklerle paralar harcanarak yapılan hemen her işin en önemli sorunu, bakımı ve korunmasıdır. Doğal olarak her yeninin eskidiği dünya kuralına tabi belediye hizmetleri de zamanla eskiyecektir. Ancak dışarıdan müdahalelerle bu eskime ve yıpranmanın hızlandırılması, hem harcanan kamu servetinin heba olmasına hem de kaliteli bir şehir hayatına mal olmaktadır.

Belediyeler, imkanları ölçüsünde planlamalarla sürekli olarak eskiyen yolları ve kaldırımları yenilemeye çalışıyorlar. En azından şehrimizde bu konuda yoğun bir çabanın olduğunu her yerde görebiliyoruz. Yeni yolların ve kaldırımların yapıldığı kadar, eskiyenlerin yenilenmesi ve yıpranan kısımların tamiri, ciddi bir enerji ve maddi harcama gerektiren işler olarak karşımıza çıkıyor.

Eskime ve yıpranmaların en temel ve belki de kurumlar bazında belediyelerimizin ilk sorumlu olduğu alanı; kullanılan malzeme kalitesi, yapılan işin işçilik kalitesi, doğru zamanda ve doğru yerde, doğru malzemenin kullanılmış olması gibi konular teşkil ediyor.

Yeni yapılan ya da bir sebeple büyük oranda tamir edilmesi gereken bir yolun, öncelikle gerçekten trafik ve iklim koşullarının da gözetildiği, eğim ve düzenlemelerin coğrafi şartlara göre olduğu kadar, seyahat emniyetine göre de yapılması gerekiyor.

Su birikintilerine sebep olan bir asfaltlama ya da kaldırım çalışmasının başarısız olduğunu söylemek için herhangi bir konuda uzman olmak değil; araçla o birikintiden geçmek ya da bir araç o birikintiden geçerken yanında bulunmak ve tepeden tırnağa pis su ile ıslanmak yeterlidir.

Aynı şekilde kaldırımlarda da; yapım hatası sonucu oluşan su birikintileri veya bozulmalar nedeniyle oluşan alanlardan geçerken yaşadığımız tatsız sürprizlerin, hangi harika mühendislik ya da müfettişlik faaliyetleri sonucu karşımıza çıktığını pek düşünmemize gerek kalmıyor.

Hep söylediğim gibi; biz vatandaşız, işin teknik boyutunu ya da imkanların sınırlarını bilmeyiz pek! Aklımızın aldığı en net veri, çöküntü ya da çıkıntılarla uğraşmadan, sorunsuz bir araç seyahati ya da çukura basma derdi olmadan kaldırımda yürüyebilmekten ibarettir.

Belediyelerimizin yaptığı onca güzel işin, eksiklerine rağmen varlığını yaşayarak tecrübe ettiğimiz, yol ve kaldırımın karşılaştığı ikinci ve en anlamsız yıkım faaliyeti ise; gerek kurumsal gerekse kişisel maksatlarla icra edilen, bazı kazı ya da sökme işleri oluyor.

Bir bakıyoruz, mis gibi asfaltın ortasında bilmem hangi internet altyapısı ya da enerji şirketine ait kepçeli araçlar kazı yapıyor. Ardından birkaç güne işleri bitiyor ve kazdıkları alanı toprakla üstün körü doldurup, gidiyorlar. O alan trafiğe açık bir yolda ise, onlarca belki yüzlerce araç bu çukurlara düşüyor, belki bilmem kaç kez o çukurlardan kaçmak isteyen araçların atlattığı ya da atlamadığı kazalar yaşanıyor.

O alan; yaz ise pis bir toz kaynağı, kış ise pis bir su birikintisi oluyor. Şirketin açmayı çok iyi bildiği ve becerdiği asfaltı, kapatmayı bilmemesi ya da becerememesinin mantıklı bir izahını biz bilmiyoruz. Belki belediyelerimiz biliyorlardır. Çünkü o tahribatı yine belediyeler tamir etmek zorunda kalıyor. O tamirat yapılıncaya kadar vatandaş olarak bizim çektiğimiz gereksiz sıkıntı ile belediyenin yaptığı gereksiz harcama ortada kalıyor.

Bu firmaların ya da inşaat gibi bir gerekçe ile kaldırım ve yolları tahrip eden herkesin mutlaka belediyelerden izin alması gerektiğini zannediyorum. Öyle ya, bu yolların ve kaldırımların yapıcı ve koruyucusu belediyeler olunca, yetkilisi de herhalde onlardır. Onlardan habersiz bir kazı yapılamadığı gibi, kazılan yerin öylece bırakılıp gidilmesi de mümkün olmamalı!

Herhangi bir vatandaş nasıl keyfi istediği gibi bir yeri kazıp, kaldırım ya da yolu tahrip edemiyorsa veya ettiğinde cezası varsa -ki herhalde vardır-, firmaların da takip edilmesi ve hem maddi kaybın telafisi sağlanmalı, hem de oluşan ve bir daha asla orijinali gibi olamayacak olan tahribatın faturası kendilerine ödetilmelidir.

Hiçbir asfalt tamirinin orijinalinin yerini tuttuğuna şahit olamadık henüz, aynı şekilde kaldırım taşları da bir kere yerlerinden oynadı mı bir daha eskisi gibi düzgün ve kullanışlı olamadığı gibi, görsel kalitesini de koruyamıyor.

Belediyelerimizden ricamız; yollarımızı yaptıkları kadar sahip çıkmaları, kaldırımlarımızı düzenledikleri kadar korumalarıdır. Oluşan keyfi müdahale ve olduğu gibi bırakıp gitme rahatlığı manzarasının önüne geçilmesi, vatandaş olarak bizim belediyelere olan kurumsal saygımızı artıracak ve aramızda benzer işler yapmaya kalkacaklar için de verilmiş birer ders olacaktır.

Denetleme kamu düzeninin en değerli parçasıdır. Bunun yerel otoriteler tarafından hissedilir biçimde uygulanması, bir şehir disiplini ve kamu düzeni oluşumunun vazgeçilemez yoludur.

Bastığımız yeri toprak diyerek geçmeme eğitimi ile büyüdüğümüz bir memlekette; bastığımızın kaldırımların ve geçtiğimiz yolların da sahipsiz olduğunu zannettirmemesi gerekiyor.

23.11.2020 (Muhammed Köse)

DİĞER YAZILAR

Şehir ve insan komşuluk demektir

Trafik aynasından şehre bakmak

Emperyalist olmayan imparatorluk

Modern şehrin arka yüzü

Batının çıkmaz sokağı

Sosyal kontrol ve mahalle baskısı

Zaman ve takvim

İşgal ve medeniyet

Antep’in gazilik hikayesi

Zor iyi bir mihenktir

Hep insan kalıyoruz

Zihinsel kentsel dönüşüm

Adem(a)’in çocuklarıyız!

Zenginlik ve medeniyet ilişkisi

Münafıklık özgürlüğü!

Temizlik kültürünü yerleştirmek

Milli Görüş için şahitliğimdir

Salgın, Tedbir ve Kader

Şehrin iyilik potansiyelini harekete geçirmek

Saadet asrını anlamak

Kent Estetiği ve yatay mimari

Dünya bir yatırım aracıdır

Dönel dairelerde dönemiyoruz!

Batının özgürlüğünü reddediyoruz!

Kaldırımlarına şiir yazılası bir şehir olmak

Vicdansız dindarlar!

Gaziantep’in rögar kapaklarıyla imtihanı

Yolcu yolunda gerek; buyurun!

Yaya öncelikli trafik ve belediyelerimiz

Dünya böyle bir yer

Gaziantep ne kadar engelli dostu?

Altını tenekeden ayırt etmek

Belediye kalbimize dokunmalı

Şehir ve medeniyet

Birtakım keskin çizgiler

İnanca saygı, düşünceye özgürlük!

Dinde kimsenin ayrıcalığı yoktur

Bizi yüreğimizden vuruyorlar

Unutursak kalbimiz kurusun mu?

Sen de haklısın

İnsanın değiştirme sevdası

Bir katil kolay yetişmiyor!

Taş yerinde ağır

Durduralım tamam ama nasıl?

Dürüst değillerdi adil de olamayacaklar

Sistemlerin arka kapıları

Bazı duyarlar duyulmasa da olur

İyilikte yarışmanın da kuralları var

Başkasının iyiliğini istemek

Filistin hamasetini bıraksak mı?

Maalesef sizi sevemeyecekler

Fitne ölümden beterdir

Durmak yok olmaktır

Tarihin akışına direnmek

Meziyet veya rezalet olan cüret

İbretler tekrar ediyor

Fetih, işgal ve Ayasofya’ya dair

Her şey olması gerektiği gibiydi

Kur’an ve sünnetle duygusal bağ kurmak

Taklit ve uyumda denge

Merhamet Sadakadır

Kardeşlik hukukuna dair

Hakların çatışması

Sebeplere değil Allah’a inanmak

Filiz vermiş bir dal gibi

Komploculuğun dayanılmaz kolaylığı

Sünnet mihenktir

Toprak meselesi

Dinde aykırılık marifet değil fitnedir

İyilik İslam’ın şiarındandır

Dinden “adam gibi” çıkmak!

Görev dağılımı

Takdiri ilahiden kurtuluş yoktur

Dünya avucumuzda dönmüyor!

Hayaller ve gerçekler arasında Suriye

Hayat bağlarımız

Bizden ne istiyorlar?

Siyasal İslam, İslam siyaseti

Sivil toplum tepkisi ve etkisi

Dengeyi korumak

Planlar ve Kudüs davamız

Demokrasi masalları

Yobazlık başa bela

Cihad ile terörü ayırmak

Kültürel iktidarın temeli

Coğrafya kanundur

Medeniyet bizim oralıdır

İnsan gerçekten basit biri

İyiliğin Anahtarı: Merhamet

Okuryazarlık ve medeniyet

Günah sakızının zararları

Hayatın sırrı muhabbet

Bizim ve onların normali

Medyaya açık mektup!

Irkçılık, milliyetçilik, ümmetçilik

Hikmeti doğru yerde aramak

“Allah katında din İslam’dır”

Duygusal sömürgeciler

Batı ile yüzleşmek

Ünlü uyumsuzluğu