5 Temmuz 2020 Pazar
Vermeyince Ma’bud, neylesin Sultan Mahmud?

Murat Yakar

Vermeyince Ma’bud, neylesin Sultan Mahmud?

Sultan Mahmud kılık kıayafetini değiştirip halkı dolaşmaya başlamış.

Dolaşırken bir kahvahaneye girmiş oturmuş. Herkes birşeyler istiyor,
“Tıkandı baba çay getir, Tıkandı baba oralet getir…” v.b
Bu durum Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş, “Hele baba anlat bakalım,
nedir bu Tıkandı Baba meselesi?”
“Uzun mesele evlat” demiş Tıkandı Baba.
“Anlat baba anlat” deyip çekmiş sandalyeyi Sultan Mahmud.
Tıkandı Baba’da, “Peki” deyip başlamış anlatmaya…
“Bir gece rüyamda çok sayıda insanlar gördüm.
 
Herbirinin bir çeşmesi
vardı ve bütün çeşmeler oluk-oluk akıyordu. Benimki de akıyordu ancak
her nedense diğerlerine göre az akıyordu. Benimki de onların ki kadar
aksın diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım.
Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer
içimden, onların ki kadar akmasa da olur, yeterki eskisi kadar aksın
dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı.
Ben yine açmak için uğraşırken bir melek göründü ve “Tıkandı baba
tıkandı. Uğraşma artık” dedi.
 
O gün bu gündür adım ‘Tıkandı Baba’ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam
olmadı. Şimdi de çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.”
Tıkandı Baba’nın anlattıkları Sultan Mahmud’un dikkatini çekmiş. Çayını
içtikten sonra dışarı çıkarak adamlarına, “Her gün bu adama bir tepsi
baklava getireceksiniz. Her dilimin altına bir altın koyacaksınız ve bir ay
boyunca buna devam edeceksiniz” demiş.
 
Sultan Mahmud’un adamları, “Peki” deyip ertesi akşam bir tepsi baklavayı
getirip Tıkandı Baba’ya vermişler. Tıkandı Baba baklavayı almış bakmış
nefis, “Uzun zamandır tatlı da yememiştik, şöyle ağız tadıyla bir güzel
yiyelim” diye içinden geçirerek tutmuş evin yolunu. Sonra nedense yolda
giderken, “Ben en iyisi bu baklavayı satıp evin ihtiyaçlarını gidereyim”

demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya, “Taze baklava,
nefis baklava !..”
 
Bu sırada yoldan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı, beş
yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı Baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin
ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir
dilim almış, yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış.
Diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın.
Ertesi
 
akşam Yahudi acaba, “yine gelir mi?” diye aynı yere geçip başlamış
beklemeye. Sultan’ın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklava
getirmişler. Tıkandı Baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını
karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiç bir şey olmamış gibi, “Baba
baklava güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş.
Tıkandı Baba’da, “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı Baba’ya her akşam
baklavalar gelmiş ve Yahudi’de her akşam Tıkandı Baba’dan baklavaları
satın almış.
 
Aradan bir ay geçince Sultan Mahmud, “Bizim Tıkandı Baba’ya bir
bakalım” deyip ziyaretine gitmiş.
Bu sefer Padişah kıyafetleriyle içeri girmiş. Girmiş girmesine ama bir de
ne görsün. Bizim Tıkandı Baba eskisi gibi darmadağın.
Sultan, “Tıkandı Baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş.
“Geldi Sultanım” demiş Tıkandı baba.
“Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?”
“Efendim satıp evin evin ihtiyaçlarını karşıladım, duacınızım”
Sultan şöyle bir tebessüm edip, “Anlaşıldı Tıkandı Baba anlaşıldı. Hadi
benle gel” deyip almış ve devletin hazine odasına götürmüş,
“Baba şuradan küreği al ve hazinenin içerisine daldır” demiş.
Tıkandı Baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içerisine bir daldırıp
çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek.
Sultan demiş, “Baba senin burada da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle
git onlar sana ne yapacağını anlatırlar” demiş ve askerlerden birini

çağırmış, “Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün. Bir tane taş
beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesefa arasını ona verin”
demiş.

Padişah’ın askerleri, “Peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler.
“Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım” demişler.
Baba, “Niçin” demiş.
Askerler, “Hele sen bir beğen bakalım” demişler.
Baba; şu yamuk, şu kirli, bu küçük derken kocaman bir kayayı beğenip
almış eline,

“Ne olacak şimdi?” demiş.
Askerler, “Baba sen bu taşı atacaksın. Ne kadar uzağa giderse o mesafe
arasını Padişah’ımız sana bağışladı” demişler.
Tıkandı Baba taşı almış, tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş
ve oracıkta ölmüş.

Askerler bu durumu Padişah’a haber vermişler.
İşte o zaman Sultan Mahmud o meşhur sözünü söylemiş.
“ VERMEYİNCE MA’BUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUD”.
Demek ki yerlerin ve göklerin gerçek sahibi Yüce Allah c.c) vermeyince
insanoğlunun elinden bir şey gelmiyormuş. Hatta bu bir sultan, padişah
dahi olsa. Yukardaki anlatılan Sultan Mahmud’un o meşhur sözünden
anladığımız bu.

Peki Mabud’un mazharına kavuşmak için ne yapmak lazım?
Buna da en güzel cevabı H.z Mevlana’nın mesnevisi veriyor… DUA, Dua
edenin, “Rabbim” demesi Allah’ın, “Efendim” demesinin ta
kendisidir.

Birisi her gece Allah’ı anıyor, O’na dua ediyordu. Bir gün şeytan ona dedi
ki, “Ey Allah’ı çokça anan kişi!. Bütün gece Allah deyip çağırmana karşılık
seni buyur eden var mı? Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne
zamana kadar dua edeceksin?

Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu ve uyudu. Rüyasında ona şöyle
denildi, “Kendine gel uyan! Neden duayı zikri bıraktın? Neden usandın?
Adam, “Buyur…” diye bir cevap gelmiyor ki, kapıdan kovulmaktan
korkuyorum” dedi.

Bunun üzerine dendi ki ona, “Senin Allah demen, O’nun buyur demesi
sayesindedir. Senin yalvarışın, Allah’ın senin ruhuna haber
uçurmasındandır. Senin çabaların, çareler araman, Allah’ın seni kendine
yaklaştırması ayaklarındaki bağları çözmesindendir. Senin korkun, sevgin
umudun ve duan Allah’ın kemendidir. Senin Ya Rab’bi demenin altında
Allah’ın, “Buyur” demesi vardır.
 
Gafilin, cahilin canı, bu duadan uzaktır.
Çünkü Ya Rab’bi demesine izin verilmemiştir onun. Ağzında ve dilinde kilit
vardır. Zarara uğradığı zaman, ağlayıp sızlamasın diye Allah ona; dert,
ağrı, sızı, gam ve keder vermedi. Bununla anla ki, “Allah’a dua etmeni,
O’nu çağırmanı sağlayan dert, dünya saltanatından daha iyidir.”
Buradan da anlıyoruz ki; kavuşmak için dua etmeliyiz. Ancak; pes
etmeden, usanmadan, yılmadan, yıkılmadan, ümitsizliğe kapılmadan, dert
ve tasalardan şikayet etmeden.

Zira dertsiz dua soğuktur. Dertliyken yapılan dua ise gönülden kopar.
Vesselam,
17.06.2020 (Murat Yakar)

DİĞER YAZILAR

Kör kuyuda olsak bile.

Nokta.

Evrenin yeni patronu ‘datacılar’

Beni en çok öfkelendiren tavır!

Dev gibi bir fare sizi kovalarsa!

“Sizi Allah’a şikayet edeceğim” diyen çocuğu hatırladınız mı?

Büyük Türkiye İmparatorluğu’nun doğum sancısı

Cambazların oyunu

‘La Galibe İllallah’

Kim şerefli, kim şerefsiz?

Savaşların ortasındaki ‘biz’

“Cibiliyet padişahım”

O koltukta sen de oturacaksın!

Ölüm bir realitedir

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Hal böyle olunca!

Sadaka-i Cariye

Kaş yapalım derken göz çıkardılar!

Bitmeyen ninni!

O yazıya istinaden

Demiştik ya, “Aslandan kurban olmaz.” diye

Azrail’in tokmağı

İşin tılsımı!

Büyücünün parmağı

Bırakın da kendi gömleğimizi kendimiz giyelim !

Başımız sağolsun Gazikent’i kaybettik!

Bir dervişten nasihatler

Böyle cennet olur mu?

Kutsal aşı

Bir türlü anlatamadım!

Bırakın dönsün dönme dolaplar!

Boş teneke çok ses çıkarırmış

40’tan bir çıkarsa...

Şaşı değil kör olmak gerek!

O meşhur tükürük

Özlemle yâd edilen Ramazanlar

Diyanet’te neler oluyor?

Demek ki Neymiş?