14 Kasım 2019 Perşembe
Şu Dağlar Olmasaydı

Ömer Yavuz

Şu Dağlar Olmasaydı

KUR'ÂN'IN sıklıkla ibret nazarlarımıza sunduğu kâinat âyetlerinden biri de dağlardır. Yüce Kitabımızın düzinelerce âyetinde dağlara birer tevhid delili olarak gönderme yapılır. On iki âyet, dağların 'sağlam' yapısına dikkat çeker. (1) Bu âyetlerin üçünde, yeryüzünün bizi sarsmaması için dağların dikildiği belirtilir.(2) Başka bir âyet de, yine bu anlama uygun şekilde, dağları birer 'kazık' olarak niteler. (3)

 

Yirmi üç sene boyunca, çeşitli zamanlarda, farklı yerlerde, farklı şartlar altında inen Kur'ân âyetleri, bu konuda da tam bir bütünlük teşkil edecek şekilde, sanki bir defada inmişçesine aynı vurguyu yapıyor, aynı anlamı destekliyor, aynı dersi veriyor.

 

İş bu kadarla da bitmiyor. Kur'ân, bu dersleri verirken getirdiği tanımlarla, indiği zamanı aşıyor, asırları atlıyor ve insanlığın ancak on dokuzuncu yüzyılda yakalamaya başladığı bir anlayışa uygun resimler çiziyor.

 

Şöyle de söyleyebiliriz:

 

Kur'ân'ın indiği dönemde insanlığın kâinat anlayışı bugünkünden çok farklı olduğu gibi, dağlar konusundaki bilgi ve inanışları da farklı idi. O dönemde beşer eliyle yazılan bir kitabın beş on yerinde dağlardan söz edilecek olsaydı, bugün bizim yadırgayacağımız pek çok şey öyle bir kitapta karşımıza çıkardı. Oysa Kur'ân'ın dağlardan söz edişi, sanki bugün inmiş âyetlerin ifadesiymiş gibi bize âşinâ geliyor. Bu konuda henüz öğrendiğimiz bilgiler ışığında âyetlere kulak verdiğimizde, Kur'ân'ın bize hitap ettiğini ve bizim dilimizle konuştuğunu görüyoruz.

 

Zamanımızda jeoloji kitapları da dağların köklerinden söz etmektedir. Çünkü yerkabuğunun kesitleri, dağların bulunduğu bölgelerde, toprağa kök salmış bir ağacı hatıra getirecek biçimdedir. Normal olarak karalarda 30 km civarında kalınlığa sahip bulunan yerkabuğu, dağların altında, daha azalmış bir yoğunlukla, derinlere inecek şekilde düşey olarak genişlemekte ve altındaki manto tabakasına bir ağaç kökü, yahut bir çadır kazığı gibi saplanmaktadır. Öyle ki, bir dağın yahut dağ silsilesinin yeraltındaki kısmı, bir buzdağını andırır şekilde, görünen kısmının on veya on beş mislini bulabilmektedir: 9 km'ye yakın yüksekliğine karşılık yerin 125 km derinine kök salmış Everest örneğinde olduğu gibi.

 

Dağların bu yapısı ile yeryüzünün bizi sarsmaması arasındaki ilişki, bugün bizim de rahatlıkla görebildiğimiz bir gerçektir. Artık çok iyi biliyoruz ki, yeryüzünün kıt'aları, birbirine komşu levhalar halinde, kızgın kayalardan oluşan bir zemin üzerinde yüzmektedir. Diğer etkenlerden başka, Dünyanın kendi ekseni ve Güneş etrafındaki hareketleri de bu levhaları, altlarındaki kızgın ve yumuşak zemin üzerinde sürekli olarak harekete sevk etmektedir. İşte burada dağların sağlam bir şekilde yere tespit edilmiş ve manto tabakası üzerine birer kazık gibi çakılmış olması imdada yetişiyor. Eğer dağların bu işlevi olmasaydı, 7 veya 8 kuvvetindeki depremler, yerkabuğunun günlük olağan hareketleri arasında sözü bile edilemeyecek bir beşik sallamasına dönüşür, daha doğrusu, yeryüzünde böyle hareketleri ölçebilecek kimse olmazdı!

 

Günlük hayatımızın sakin bir şekilde sürüp gitmesi, bizi 'ülfet' adı verilen bir alışkanlık içine atıyor ve her taraftan bizi kuşatan İlâhî lütufları fark etmemize engel oluyor. Oysa biz kızgın kayalar üzerine serilmiş incecik bir kabuk üzerinde yaşıyoruz. Ve bizi bu incecik kabuk üzerinde sırtına alan gezegen, baş döndürücü hızlarla uzayda uçup gidiyor. Uzayın her tarafından da üzerimize taşlar ve öldürücü ışınlar yağıyor. Böyle bir dünyada, bu incecik kabuk üzerinde, biz gönlümüzce geziyor, yiyip içiyor, nefes alıp veriyor, mışıl mışıl uyuyoruz. Bazan da küçük, çok küçük bir sarsıntı bizi uykumuzdan uyandırmaya ve kimin lütuflarıyla bu gezegen üzerinde ağırlanmakta olduğumuzu hatırlatmaya yetiyor. Bunu hatırladığımız zaman ise, bu dünya üzerinde yaşamanın pek de o kadar keyifli birşey olmadığını düşünmeye başlıyoruz.

 

Oysa Kur'ân'ın âyetleri, kâinatın âyetlerini, böyle haşin uyarılara gerek bırakmadan, üstelik tefekkür ve şükür lezzetleri içinde okutuyor:

 

İbretle bakacak gözü olanlara.

1.11.2019 (Ömer Yavuz)

DİĞER YAZILAR

Mü'mine Güzellik Yaraşır

Besmele Bir Dua ve Anahtardır

Küçük Hafız Kız

İyi Performans

Karada ve Denizde Fesat

Kalpler katılaşmasın

Kuranda 40 yaşın önemi

Kalpler katılaşmasın

Gazişehir ayağa kalktı

Kur'an Her Derde Devadır

Kur'ân'da Ahlak Esasları

Kur 'an Mesajı

Kuran'da Sivrisinek

Yuvaların en zayıfı

Gazişehir’de start verildi

Bizim gibi milletler

Yer ve göklerin âyetleri

Transfer zamanı

SÜPER LİG’DEYİZ

Süper Lig AŞKINA!

Gazişehir Geliyor

Asıl hedef fazilet

Umudumuz Karabükspor

Kur'an nasıl okunmalı?

Play-Off Aşkına

Bu âyet kimi anlatıyor?

Play-Off Hesapları

Allah’a "Şükür"

Gazişehir’e “UYARI”

Kur'ân'ı ibret için okumak

Gazişehir’in Final Haftaları

Zayıf Oyun ve Üç Puan

Gazişehir Rüzgarı

Kazanırsak, her şey yeniden başlar

Ruhumuzu Kaybettik

Gazişehir’e “DESTEK ZAMANI”

Galibiyet Aşkına…

Oynadık ve Kazandık

Çözülmesi Gereken Sorunlar Var

Antepspor tükendi

Gazişehir Zamanı…

Averaj Maçı Olabilir

Yok Olan Bir Takım! Gaziantepspor …

Gazişehir'e destek zamanı

İyi Başlamak Önemli

Yeni Sezon,Yeni Kadro

YENİDEN...

Gaziantepspor'da yeni dönem

Gazişehir Turu Araladı

Evdeki Hesap,Çarşıya Uymadı

Gazişehir'de heyecan ve stres

Hedefe ADIM ADIM

Hayatımız gibi Gaziantepspor!