26 Kasım 2020 Perşembe
Salgın, Tedbir ve Kader

Muhammed Köse

Salgın, Tedbir ve Kader

Rüzgarın şiddetli estiği zamanlarda, dalından kopan yapraklar savrulur, son bir güçle tutunanlar yerlerinden koparılır. Toprağın tozu ile yaprağın ufalanmasından oluşan bir karışık bulut havayı kirletir, gözleri kapatır, ayakları taşlara takar.

Kuruması takdir edilen yaprağın başka bir şansı ya da seçeneği yoktur. Kuruyacak ve dalından kopup düşecektir rüzgarın insafına…

Büyük olayların, salgınların ya da savaşların, insanları sürükleyen birer fırtınaya benzediğini düşünüyorum. Herkes tutunduğu yerin sağlamlığı, tutuşunun kalitesi ve duruşunun gücü kadar etkileniyor illaki.

Fert planında kendimize has birer akıbet kaderimiz olduğu ve herhangi bir ağaçta salınan yeşil yapraktan aslında pek farkımız olmadığı gerçeğiyle bir kere daha, büyük çapta yüz yüze gelmiş bulunuyoruz.

Eceli yani dalından kopup düşme zamanı gelenlerimiz için bir rüzgar yetecektir. Kimisi için bu rüzgar; savaşta atılan bir mermi ya da bomba olurken, bir başkası için gözle görülmeyen bir virüs ya da bir diğeri için başka sebep bulunmadığında söylenen, kalp krizi gibi esintiler olacaktır.

Ecel geldiğinde bir sebep bulunur, bu dünyanın kanunudur. İnsan, canı verenin aldığını hatırladığı an Müslüman olur, kaderine teslim olur.

Kader, önüne geçilemeyen bir yazgı olduğu gibi, tedbir almak her birimiz için ayrı bir farizadır. Tıpkı namaz kılmak ya da oruç tutmak gibi. Kişinin kendi canına kastetmesini ya da başkalarının canına haksız yere kıymasını haram kılan İslam, tedbirsizlik ya da dikkatsizlik nedeniyle birilerine zarar vermeyi de bize yasaklamıştır.

Tedbir almanın kadere karşı çıkmak ya da razı olmamakla ilgisi yoktur. Zira biz kaderimiz kapsamında başımıza gelecek olanın, tedbir sebebiyle gelmesini ya da gelmemesini umarız. Ve gelse de gelmese de işte kaderimiz budur deriz. Tedbir sadece bir sebeptir, vesiledir, yoldur hatta duadır.

Tedbir almakla kader durdurulmaz, aksine kader zaten o işin durması olarak yazılmıştır da, biz tedbir alarak durmasına şahitlik ederiz ve imtihanın sırrı bozulmamış olur. Yine bütün tedbirlere rağmen başımıza gelenin de kader olduğunu kabulleniriz.

Hastalıktan korunmak ya da hasta olduğunda tedavi için yollar aramak, doktor doktor dolaşmak, tedaviler denemek de aynı şekilde kadere isyan ya da itiraz değil; bizzat İslam’ın bizden istediği gayet Müslümanca bir davranış şeklidir.

Elimizden geleni yaptıktan sonra başımıza gelene sabır ve kabul ise Müslümanlığımızın gereğidir. Hala ısrar ve inatla, neden başıma bunun geldiğini düşünmem ve bunu isyana vardırmam, kabullenemem ve sebep olan eşya ya da insanlara nefret duyarak gaflete düşmem ise, kendi kişisel felaketimin habercisi olur.

İnsanız elbette canımızı acıtan her şeye kızarız. Virüslere de kızarız, koca devletlere de. Ancak nihayetinde kaderin, her şeye kadir olan Allah(cc)’in yaratmasıyla meydana geldiğini ve bizim ancak tedbirler kadar etkimiz olduğunu, onların da sonucunu yine bizim belirleyemediğimizi unutmamamız gerekiyor.

Hastalıklar ve sebep olan virüsler Allah(cc)’in yarattığı imtihanlardır. Tedbirler ve tedaviler ise Allah(cc)’in farz kıldığı yollardır. Hastalığın ya da salgının getirdiği sıkıntı ve zorluklara sabretmek imandandır. Daha zor durumda olanları gözetmek ve kollamak ise insanlıktandır.

Tedbir duadır evet; ellerle yapılan bir duadır, dikkatle yapılan bir duadır, tedavilerle yapılan bir duadır. Kabulüne Allah(cc) karar verir; dilerse bu dünyada bizi korur, dilerse bela ve hastalıklarla temizleyerek katına alır ve ahirette duamızın karşılığını verir.

Kader ise kaçınılmaz olarak başa gelen ve gelecek olandır. Vesileler ve sebepler gözlerimizi kör etmemeli, edilmesine yol açacak söylem ve eylemlerden de kaçınılmalıdır.

Salgın, umumi bir bela ve imtihandır. Tedbirlerle kaderimize doğru yol alıyoruz. Salgınla ilgili hangi teori ya da fikre kanaat edersek edelim, neticede gittiğimiz yer, kaderimiz olacaktır.

Kader, önünde durulamayan bir rüzgardır; alır ve götürür bizim gibi kuru yaprakları. Velakin, taze ve güçlü yapraklara dokunmaz genellikle ama bazen goncaları da koparır kaderin esintisi ve bazen sert eser; ne genç tanır ne yaşlı, ne taze bırakır ne bayat, kopartır eceli geleni dalından.

Unutulmaması gereken; virüslerin de Rabbinin Allah(cc) olduğudur. Her şeyin kaderini takdir edenin dilediği bir zamanda o da eceline ulaşacak ve sona erecektir. Bize düşen, o zamana kadar bedenlerimizin ve ruhlarımızın sağlığını korumak için tedbir almak ve kadere teslim olmaktır.

19.11.2020 (Muhammed Köse)

DİĞER YAZILAR

Yol ve kaldırımlara sahip çıkmak

Şehrin iyilik potansiyelini harekete geçirmek

Saadet asrını anlamak

Kent Estetiği ve yatay mimari

Dünya bir yatırım aracıdır

Dönel dairelerde dönemiyoruz!

Batının özgürlüğünü reddediyoruz!

Kaldırımlarına şiir yazılası bir şehir olmak

Vicdansız dindarlar!

Gaziantep’in rögar kapaklarıyla imtihanı

Yolcu yolunda gerek; buyurun!

Yaya öncelikli trafik ve belediyelerimiz

Dünya böyle bir yer

Gaziantep ne kadar engelli dostu?

Altını tenekeden ayırt etmek

Belediye kalbimize dokunmalı

Şehir ve medeniyet

Birtakım keskin çizgiler

İnanca saygı, düşünceye özgürlük!

Dinde kimsenin ayrıcalığı yoktur

Bizi yüreğimizden vuruyorlar

Unutursak kalbimiz kurusun mu?

Sen de haklısın

İnsanın değiştirme sevdası

Bir katil kolay yetişmiyor!

Taş yerinde ağır

Durduralım tamam ama nasıl?

Dürüst değillerdi adil de olamayacaklar

Sistemlerin arka kapıları

Bazı duyarlar duyulmasa da olur

İyilikte yarışmanın da kuralları var

Başkasının iyiliğini istemek

Filistin hamasetini bıraksak mı?

Maalesef sizi sevemeyecekler

Fitne ölümden beterdir

Durmak yok olmaktır

Tarihin akışına direnmek

Meziyet veya rezalet olan cüret

İbretler tekrar ediyor

Fetih, işgal ve Ayasofya’ya dair

Her şey olması gerektiği gibiydi

Kur’an ve sünnetle duygusal bağ kurmak

Taklit ve uyumda denge

Merhamet Sadakadır

Kardeşlik hukukuna dair

Hakların çatışması

Sebeplere değil Allah’a inanmak

Filiz vermiş bir dal gibi

Komploculuğun dayanılmaz kolaylığı

Sünnet mihenktir

Toprak meselesi

Dinde aykırılık marifet değil fitnedir

İyilik İslam’ın şiarındandır

Dinden “adam gibi” çıkmak!

Görev dağılımı

Takdiri ilahiden kurtuluş yoktur

Dünya avucumuzda dönmüyor!

Hayaller ve gerçekler arasında Suriye

Hayat bağlarımız

Bizden ne istiyorlar?

Siyasal İslam, İslam siyaseti

Sivil toplum tepkisi ve etkisi

Dengeyi korumak

Planlar ve Kudüs davamız

Demokrasi masalları

Yobazlık başa bela

Cihad ile terörü ayırmak

Kültürel iktidarın temeli

Coğrafya kanundur

Medeniyet bizim oralıdır

İnsan gerçekten basit biri

İyiliğin Anahtarı: Merhamet

Okuryazarlık ve medeniyet

Günah sakızının zararları

Hayatın sırrı muhabbet

Bizim ve onların normali

Medyaya açık mektup!

Irkçılık, milliyetçilik, ümmetçilik

Hikmeti doğru yerde aramak

“Allah katında din İslam’dır”

Duygusal sömürgeciler

Batı ile yüzleşmek

Ünlü uyumsuzluğu

İslam barış dini midir?

Fıtrat ile savaşan kaybetmeye mahkumdur

Deprem, ecel ve tedbir

Doğu ile batı eşitliği

Göklere merdiven inşa etmek

Herhangi biri ile her şeyi

Bak!

Mü’min, emin ve emanet insandır

Unuttuğumuz işgal ve dahası

Akıl ibadetlere müdahale edemez

Bayramlaşmak: Neden ve Nasıl?

Kaypak zeminde ayakta kalmak

Göç dünyanın kanunudur

Dünya huzurunun sırrı

Suçu adında saklı olanlar

Platonik batı sevdası

Zamanın Endülüs’ü