23 Ocak 2021 Cumartesi
Modern şehrin arka yüzü

Muhammed Köse

Modern şehrin arka yüzü

Günümüzde hayatın en önemli getirilerinden birinin gelişmiş ve geçmişe göre çok daha büyük şehirlerde yaşama imkanının yanında, kalabalık insan topluluklarının ekonomik şartların oldukça farklı şekillendiği ortamlarda yaşamak zorunda kalmalarıdır.

Giderek yükselen şehirli nüfusunu, neredeyse yok olmaya yüz tutan köylülük ve köy hayatı yani üretim ve doğallığın kaynağının kuruması gibi sonuçları da beraberinde getiriyor.

Hemen her yüksekten düşenin çok incindiği gibi, bu modern ve gelişmiş şehir hayatının zirvelerinden düşenlerin mahkum olduğu hayat standartları öylesine iç acıtıcı koyutlara ulaşmış durumda ki; sokakta kalan evsizler için battaniye ve yiyecek temin etmek üzere kurulmuş sivil toplum kuruluşlarımız bile var. İyi ki varlar, o da işin bir başka boyutu. Ya olmasaydılar?

Bu modern yaranın ülkemizin metropollerinde dünyanın diğer büyük şehirlerine oranla daha az olması, bunun yanında Gaziantep’te daha az sayıda kişinin sokaklarda yaşamak zorunda kalıyor olması, bir açıdan teselli olsa da; bu insanlık ayıbının sıfırlanması toplum ve yönetim olarak hepimizin ortak bir sorunudur.

Bugünlerde her ne kadar ağır kış şartlarını yaşamıyor olsak bile, önümüzdeki günlerin nasıl bir kış getireceğini tahmin edebiliyoruz. Belediyemizin önceki yıllarda olduğu gibi, bu kış yine şehrin sokaklarında kimsenin kalmaması için çaba sarf edeceğini artık standart bir prosedür olarak bekliyoruz ve bu bizi bir nebze de olsa ferahlatıyor.

Yılın zor zamanlarında sokaklarda kalanlara el uzatılması elbette çare değil, asıl önemli olan; öyle ya da böyle, bir şekilde hayatının ipinin ucunu elinde kaçırdığı için normal yaşam standartlarını kaybeden insanlara köklü çözümler sunabilmeliyiz.

En ağır suçluları bile çok uzun zamanlar boyu barındıran, yediren ve içeren bir devlet mekanizmasının, sayıları onların binde biri kadar bile olmayan ve tek suçları, modern zamanların adaletsiz hayat kavgasında yenik düşmek olan bu garipleri, yılın tüm zamanlarında kendileri ve şehirleri için normal ve faydalı bir ortama kavuşturması gerekiyor.

Bunun yanında, şehrin büyüklüğünü temsil eden ekonomik çarkların dönmesi için, bir hayat boyu durup dinlenmeden didinen, -çalışan diyemiyorum- ancak çırpınan ama ancak asgari açlık sınırı ile tayin edilen maaşlar elde edebilen, şehrin temel direklerini çürütmemek gerekiyor.

Normal zamanlarda, Gaziantep’in hayırsever ve kadirşinas işyeri sahiplerinin ve büyük şirketlerin, mensuplarını mağdur etmemek adına, ayni ve nakdi yardımlarla, resmi rakamların üstünde bir destek sağladıklarını hepimiz biliyoruz.

Ancak bu salgın dönemi herkes için zor günler getirdi ve bugünlerde hep olduğu gibi; iş hayatında en önde çalışan ancak gelir elde ederken en arkada kalanların bir de üstüne işini kaybedenlerin ya da kaybetme korkusuyla yaşayanların hayatlarının en zor dönemlerini geçirdiklerini fark etmek durumundayız.

Sokaklarında kimsenin sığınacak bir köşe aramadığı, evlerinde herkesin karnı tok, sırtı pek, çocukları ve aileleriyle, elde ettiklerine kanaat edebildikleri bir şehirde yaşamak herhalde herkesin hayrına olacak ortak bir beklentidir.

Rızık, ezelden takdir edilmiş bir meseledir, evet. Bütün mesele, insanların harcadıkları emeğin karşılığını aldıklarına kalplerinin kanaat etmesindedir. Aç gözlülük ya da gözü doymazlıktan bahsetmiyorum. Ortalama, kendi halinde, emeği ile ekmek derdinde çaba sarf eden ve buna karşılık elde ettiğinden de tatmin olacak olan insanlardan bahsediyorum.

Dünya durdukça, birileri daha iyi imkanlara sahip olurken, bir grubumuz da ya kıt kanaat geçinecek ya da yardıma muhtaç olacaktır. Bu değiştirilemez gerçeğin neresinde durduğumuzdan daha çok, üzerimize düşenleri ne kadar yaptığımız önemlidir.

Zenginlik ya da fakirlik, gelir ve geçer. Geriye; zenginlerin yardımseverlik ve cömertlikleri, fakirlerin kanaat ve sabırları kalır.

Bu çağın süslü ve parlak yüzünün arkasında, bu modern şehirlerin ışıklı ve aydınlık caddelerinin arka sokaklarında; hikayelerini göz ardı ettiğimiz kimsenin kalmaması, varsa eğer insanlık onurunun kavgasıdır.

Çevrenize, sevdiklerinize, komşularınıza ve arkadaşlarınıza, bir kere daha bakın, bir kere daha bütün hallerini sorun, varsa yapabileceğiniz yapın, yoksa yapabileceklere haber uçurun. Kimse aç ya da açıkta kalmasın.

Şehrin sahip olduğu her şeyin sadakasını vermeyi unutmayın. Sadakası verilmeyen büyük caddeler daralır, ışıklar kararır, topraklar kurur, sular çekilir. Sadakası verilmeyen şehrin bereketi azalır. Şehrini seven gariplerine, muhtaçlarına sahip çıksın. Memleketini seven, fakirlerine, yolda kalmışlarına el uzatsın. Ahiretini seven, dünyadakilere yardım etsin.

11.01.2021 (Muhammed Köse)

DİĞER YAZILAR

Trafik aynasından şehre bakmak

Emperyalist olmayan imparatorluk

Batının çıkmaz sokağı

Sosyal kontrol ve mahalle baskısı

Zaman ve takvim

İşgal ve medeniyet

Antep’in gazilik hikayesi

Zor iyi bir mihenktir

Hep insan kalıyoruz

Zihinsel kentsel dönüşüm

Adem(a)’in çocuklarıyız!

Zenginlik ve medeniyet ilişkisi

Münafıklık özgürlüğü!

Temizlik kültürünü yerleştirmek

Milli Görüş için şahitliğimdir

Yol ve kaldırımlara sahip çıkmak

Salgın, Tedbir ve Kader

Şehrin iyilik potansiyelini harekete geçirmek

Saadet asrını anlamak

Kent Estetiği ve yatay mimari

Dünya bir yatırım aracıdır

Dönel dairelerde dönemiyoruz!

Batının özgürlüğünü reddediyoruz!

Kaldırımlarına şiir yazılası bir şehir olmak

Vicdansız dindarlar!

Gaziantep’in rögar kapaklarıyla imtihanı

Yolcu yolunda gerek; buyurun!

Yaya öncelikli trafik ve belediyelerimiz

Dünya böyle bir yer

Gaziantep ne kadar engelli dostu?

Altını tenekeden ayırt etmek

Belediye kalbimize dokunmalı

Şehir ve medeniyet

Birtakım keskin çizgiler

İnanca saygı, düşünceye özgürlük!

Dinde kimsenin ayrıcalığı yoktur

Bizi yüreğimizden vuruyorlar

Unutursak kalbimiz kurusun mu?

Sen de haklısın

İnsanın değiştirme sevdası

Bir katil kolay yetişmiyor!

Taş yerinde ağır

Durduralım tamam ama nasıl?

Dürüst değillerdi adil de olamayacaklar

Sistemlerin arka kapıları

Bazı duyarlar duyulmasa da olur

İyilikte yarışmanın da kuralları var

Başkasının iyiliğini istemek

Filistin hamasetini bıraksak mı?

Maalesef sizi sevemeyecekler

Fitne ölümden beterdir

Durmak yok olmaktır

Tarihin akışına direnmek

Meziyet veya rezalet olan cüret

İbretler tekrar ediyor

Fetih, işgal ve Ayasofya’ya dair

Her şey olması gerektiği gibiydi

Kur’an ve sünnetle duygusal bağ kurmak

Taklit ve uyumda denge

Merhamet Sadakadır

Kardeşlik hukukuna dair

Hakların çatışması

Sebeplere değil Allah’a inanmak

Filiz vermiş bir dal gibi

Komploculuğun dayanılmaz kolaylığı

Sünnet mihenktir

Toprak meselesi

Dinde aykırılık marifet değil fitnedir

İyilik İslam’ın şiarındandır

Dinden “adam gibi” çıkmak!

Görev dağılımı

Takdiri ilahiden kurtuluş yoktur

Dünya avucumuzda dönmüyor!

Hayaller ve gerçekler arasında Suriye

Hayat bağlarımız

Bizden ne istiyorlar?

Siyasal İslam, İslam siyaseti

Sivil toplum tepkisi ve etkisi

Dengeyi korumak

Planlar ve Kudüs davamız

Demokrasi masalları

Yobazlık başa bela

Cihad ile terörü ayırmak

Kültürel iktidarın temeli

Coğrafya kanundur

Medeniyet bizim oralıdır

İnsan gerçekten basit biri

İyiliğin Anahtarı: Merhamet

Okuryazarlık ve medeniyet

Günah sakızının zararları

Hayatın sırrı muhabbet

Bizim ve onların normali

Medyaya açık mektup!

Irkçılık, milliyetçilik, ümmetçilik

Hikmeti doğru yerde aramak

“Allah katında din İslam’dır”

Duygusal sömürgeciler

Batı ile yüzleşmek

Ünlü uyumsuzluğu

İslam barış dini midir?