12 Temmuz 2020 Pazar
Fetih, işgal ve Ayasofya’ya dair

Muhammed Köse

Fetih, işgal ve Ayasofya’ya dair

İş yapmaktan konuşmaya vakit bulamayanların devrinden çok uzaklara, konuşmaktan iş yapmaya vakitleri kalmayanların zamanına denk geldik. Herkes kadar biz de bu nehrin suyundan içtik ve kıyısında karnımızı doyurduk. Ondandır rahat yazacak olmam…

Her sene bu zamanlarda hep aynı şeyleri tartışmak gibi bir adetimiz var. Artık yerli ve milli bir alışkanlığımız olduğundan, geri kalmamak gerekiyor. Üstümüze düşeni yapmalı ve bu sürece her birimiz ayrı ayrı katkıda bulunmalıyız. İlla bir şeyler bilmemiz gerekmiyor, bir şeyler duymuş olmamız da yeter. Yeter ki konuşalım, susmayalım.

İşte bu bağlamda, üstümüze üstümüze gelenlere birkaç cümle de ben edeyim istedim.
Müslümanların fetihleri ile gayri müslim işgalleri arasındaki bariz fark; biz bir tek ibadethaneye sembolik olarak el koymuş, yine ibadethane olarak kullanmışız, onlarsa bizim camilerimizin tamamını yakmış, yıkmış ve yok etmişler.

O mecrada kimse bize laf edemez!

Sadece ibadethanelerimizi değil bütün hatıramızı yok edinceye kadar uğraşmışlar; insanlarımızı katliama tabi tutmuş, kütüphanelerimizi yakmışlar. Düne kadar yüzlerce yıl kaldığımız yerlerde esamemizi bırakmamaya çalışmışlar. Oysa biz, ne dinlerine ne kültürlerine dokunmamışız.

Evet, güç kimdeyse onun hükmü geçer, mühür kimdeyse Süleyman odur amma azıcık hayası olan şöyle bir dönüp mukayese eder de Müslümanlara laf etmekten dilini çeker.

Tarih nehrinde yüzen cesetlerin, kitapların ve insanlığın katili biz değiliz, onlar…
Fatih’in Ayasofya’yı camiye çevirmesine itirazınız mı var?

Hiçbir hükmü yok bunun, siz kimsiniz Fatih’i yargılama cüretini nereden aldınız?

Ayasofya’nın yeniden cami olmasını istemek, Müslümanların en tabii hakkıdır, elde eder ya da edemezler bunu zaman gösterir.

Ayasofya bir zamanlar kiliseydi, cami oldu, sonra müze oldu. Demek ki devran dönüyor, gün gelir tekrar cami de olabilir, yeter ki o kudrete erişelim.

Söylemekten bıktık ama bakın;

Biz firavunların piramitlerine dokunmamışız, Petra’daki evlere, Palmira tapınağına karışmamışız. Hadi onlar uzak, memleketin her bir köşesinde hala Bizans eserleri duruyor, tapınakları, tiyatroları ayakta.

İslam bize, üstün bir adalet ve ahlak duruşu vermiş, onun bunun yaptıklarından gocunacak, yıkmaya çalışacak düşüklük bizden uzak dursun. Biz yapanlar idik, yine yapıcılar biz olmalıyız.
Bir de Balkanlara, Endülüs’e bakın…

Ardından ağıtlar yakılacak büyük yıkımlar yaşamışız, bugün hala Endülüs denilince yitik bir cennetten bahsettiğimizi düşünürüz. Balkanlar denilince, Tuna boylarında at üstünde, kanatları uçuşan bir akıncının evlatlarının çamurlar içinde sürgün edilişini görürüz.

Biz sadece kaybetmemiş aynı zamanda yok edilmeye çalışılmış bir neslin evlatlarıyız. Ama şimdi bir de fethi başımıza kakmaya çalışıyorlar. Neredeyse özür dileyip, gerisin geri iade etmemizi isteyecek kadar utanmazlar.

Bunların arasında tatlı su Müslümanlarının oluşu hiç şaşırtıcı değil. İslam’ın geleceğini ya da Müslümanların maslahat ve menfaatini düşünmek gibi bir derdi olmayanların tamamı hep batı kapılarında kemik beklerler. Elde edebilmek için salladıkları kuyruk sayısı belirsizdir. Efendilerinin takdir dolu bir bakışına muhatap olabilmek için, Fatih’e de bize de hırlayıp duruyorlar.

Ayasofya ya da başka bir eski kilisenin cami olmasından rahatsız olmak, maalesef iflah olmaz bir batı hastalığının alametlerindendir. Oysa onlara yaranmak için yenen her lokma bünyede zehir etkisi yapıyor. Bunu hoşgörü veya demokrasi sosuyla tatlandırmanın faydası yok. Zehir zehirdir, öldürüyor ruhumuzu…

1.06.2020 (Muhammed Köse)

DİĞER YAZILAR

Bazı duyarlar duyulmasa da olur

İyilikte yarışmanın da kuralları var

Başkasının iyiliğini istemek

Filistin hamasetini bıraksak mı?

Maalesef sizi sevemeyecekler

Fitne ölümden beterdir

Durmak yok olmaktır

Tarihin akışına direnmek

Meziyet veya rezalet olan cüret

İbretler tekrar ediyor

Her şey olması gerektiği gibiydi

Kur’an ve sünnetle duygusal bağ kurmak

Taklit ve uyumda denge

Merhamet Sadakadır

Kardeşlik hukukuna dair

Hakların çatışması

Sebeplere değil Allah’a inanmak

Filiz vermiş bir dal gibi

Komploculuğun dayanılmaz kolaylığı

Sünnet mihenktir

Toprak meselesi

Dinde aykırılık marifet değil fitnedir

İyilik İslam’ın şiarındandır

Dinden “adam gibi” çıkmak!

Görev dağılımı

Takdiri ilahiden kurtuluş yoktur

Dünya avucumuzda dönmüyor!

Hayaller ve gerçekler arasında Suriye

Hayat bağlarımız

Bizden ne istiyorlar?

Siyasal İslam, İslam siyaseti

Sivil toplum tepkisi ve etkisi

Dengeyi korumak

Planlar ve Kudüs davamız

Demokrasi masalları

Yobazlık başa bela

Cihad ile terörü ayırmak

Kültürel iktidarın temeli

Coğrafya kanundur

Medeniyet bizim oralıdır

İnsan gerçekten basit biri

İyiliğin Anahtarı: Merhamet

Okuryazarlık ve medeniyet

Günah sakızının zararları

Hayatın sırrı muhabbet

Bizim ve onların normali

Medyaya açık mektup!

Irkçılık, milliyetçilik, ümmetçilik

Hikmeti doğru yerde aramak

“Allah katında din İslam’dır”

Duygusal sömürgeciler

Batı ile yüzleşmek

Ünlü uyumsuzluğu

İslam barış dini midir?

Fıtrat ile savaşan kaybetmeye mahkumdur

Deprem, ecel ve tedbir

Doğu ile batı eşitliği

Göklere merdiven inşa etmek

Herhangi biri ile her şeyi

Bak!

Mü’min, emin ve emanet insandır

Unuttuğumuz işgal ve dahası

Akıl ibadetlere müdahale edemez

Bayramlaşmak: Neden ve Nasıl?

Kaypak zeminde ayakta kalmak

Göç dünyanın kanunudur

Dünya huzurunun sırrı

Suçu adında saklı olanlar

Platonik batı sevdası

Zamanın Endülüs’ü

Vaktin kadrini bilmek

Muhabbet hürmeti icap ettirir

Kur’an’ı anlamak ve meal sorunumuz

Şehre Ramazan geldi

Ramazan ayı eğitim kampı başlıyor

Mukaddesat Boykot Edilemez

Günahı boynumuzda değil

Marifet değil boşboğazlık

Paylaşabildiğin kadarsın

Sema ve raks dinden değildir!

Kendini temize çıkarmak

Bu da geçer ya hu!

Dengemizi kaybetmeyelim

‘Batı’nın dostluğu

Kötülüğü yaymak

Unutkan olduğumuzu da unutuyoruz

Bu kadar uyanıklık bünyeye zarar!

Mukaddes devletler dünyası

Rüzgara karşı duruş

Dünyayı ve yaşamayı seviyoruz

Çünkü biz de insanız

Trafik aynadır

Gülümseyin, melekler çekiyor

Yaralarımızla yaşıyoruz

Ah şu eziklik!

Yalan helak sebebidir

Acı da olsa rahmet

Anlamak istemeyene anlatmak

Neticede insanız

Kul kalmak yetmiyor mu?