2 Haziran 2020 Salı
Dev gibi bir fare sizi kovalarsa!

Murat Yakar

Dev gibi bir fare sizi kovalarsa!

Malik Bin Dinar demişti ki, “Günlerden bir gün, evlenerek bir çocuk sahibi olmayı arzuladım. Evlendim ve bir çocuğum oldu. Adını Fatma koydum. Onu çok sevdim. Ve Fatma büyüdükçe kalbimdeki iman da onunla büyüdü, isyan ise azaldı. Elimde içki kadehi vardı, onu içme isteğiyle doldurmuştum. Fatma onu devirdi. Daha yaşı iki bile değildi. Sanki ona bunu yaptıran Allah’tı. O büyüdükçe kalbimdeki imanda onunla büyüdü. Allah’a yaklaştığım her bir adımda, içinde olduğum isyan ve günahlardan uzaklaştım biraz biraz. Ta ki Fatma 3 yaşına basana kadar. 3 yaşını bitirdiğinde Fatma öldü!”

***
 
Ve Malik Bin Dinar devam ediyor anlatmaya:
 
“Kızım Fatma ölünce; durumum, vaziyetim eskisinden daha da kötü oldu. Ve ben de, çevremdeki Müslümanlarda olan, bu büyük üzüntüye karşı dayanmamı sağlayacak sabır yoktu. Her şey çok kötüye gidiyordu. Şeytan durmadan benimle oynuyordu. Ta ki o gün geldi ve şeytan bana dedi ki: "Bugün öyle bir sarhoş olacaksın ki daha önce hiç böyle sarhoş olmadın." Ve ben, o gece içmeye ve sarhoş olmaya azmetmiştim. Gece boyu içtim, içtim, içtim. Öyle bir duruma gelmiştimki, rüyalar beni bir birine atıyordu. Ta ki, o rüyayı görene kadar”

***
 
“Rüyamda kıyamet günündeydim! Güneş kararmış, denizler ateşe çevrilmiş, sürekli depremler oluyordu. İnsanların hepsi bu kıyamette; zümre-zümre, grup-gruptu. Ve ben o insanların arasındaydım. Sesler duyuyordum. Birisi sesleniyordu,“Ey felan oğlu felan! Cabbar’a hesap vermeye hadi!” diyordu. Ve o çağrılan insanın yüzünün rengi, duyduğu korkudan. simsiyah olmuştu. Birçok insan çağrıldı. Ta ki kendi ismimi duyana kadar. Ses beni çağırıyordu, “Haydi Cabbar’a hesap vermeye.” Diyordu. O an çevremdeki o insan kalabalığından kimse kalmamıştı. Kıyamet günüydü ve mahşer yeri bomboştu.

Sonra bir anda karşımda bir fare gördüm. Çok büyüktü, çok vahşi ve çok saldırgandı, çok güçlüydü. Ağzı açık bana doğru koşuyordu. Ben de duyduğum korku ve dehşetten dolayı ondan kaçmaya başlamıştım. Kaçarken bir anda karşımda oldukça yaşlı ve zayıf bir adam gördüm. Ve ona seslendim, “Beni bu dev fareden kurtar ne olur.” Bana dedi ki, “Oğlum ben çok zayıfım seni ondan kurtaracak gücüm yok. Ama şu yönde koş eminim kurtuluşa ereceksin.” Ben onun dediği yöne doğru koşmaya başladım. Dev fare hala arkamdaydı, beni kovalıyordu.

Ve karşıma cehennemin ateşi çıktı. Yüzümde hissediyordum o dehşetli sıcaklığı. Fareyle cehennem arasında sıkışmıştım. Ve kendi kendime dedim ki o an, “Ben bu fareden ateşe düşmek için mi kaçıyorum!” Ve koşa koşa bana bu yolu tarif eden o zayıf adama doğru koşmaya başladım. Fare de peşimdeydi, gittikçe yaklaşıyordu bana. Çok korkuyordum. Adamın yanına geri geldim ve ona dedim ki, “Allah aşkına beni bu fareden kurtar yalvarırım.” Ve yaşlı adam benim halime ağlıyordu. Bana dedi ki, “Beni görüyorsun, ben çok zayıfım, güçsüzüm, benim seni kurtaracak halim yok. Ama bu sefer şu yönde koş. Bu sefer İnşaAllah kurtuluşa ereceksin.”
 
Adamın dediği yönde koştum deli gibi. Fare hala kovalıyordu. Hem de bir adım arkamdan. Beni ısıracaktı, az kalmıştı. Ta ki karşımda o dağı görene kadar. O dağın üstünde bir sürü bebek ve çocuk vardı. Ve o dağın üzerinde bulunan bebek ve çocukların hepsi ağlıyorlardı. Hepsi de aynı şeyi söyleyerek ağlıyor, haykırıyorlardı.

Diyorlardı ki, “Ey Fatma, babana bak. Ey Fatma, babana bak.”

***
 
Malik bin Dinar dedi ki, “O an, o çocuğun kızım Fatma olduğunu anlamıştım.” Ve o an, 3 yaşında olup da cennete gitmiş bir kızım olduğuna çok sevinmiştim. Beni bu dehşetli korkudan (fareden) kurtarıp, cennete sokacaktı. Kızım beni sağ eliyle tuttu ve kurtardı. Ve sol eliyle fareyi itti. Ben o an korkudan ölü gibiydim.
 
Sonra tıpkı dünyadayken olduğu gibi onu kucağıma oturttum.

Bana, Ey babacığım deyip şu ayeti okudu:


ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
 
Mealen: "İman edenlerin kalplerinin Allah’ın zikrine dönmesinin zamanı gelmedi mi?"
 
Ona dedim ki, “Kızım, bu fare neydi bana anlatır mısın?”
 
Dedi ki, “O fare senin dünyada, içinde olduğun, işlediğin kötü amellerindi. Onu sen besledin, büyüttün ve onu, seni yiyebilecek büyüklüğe sen ulaştırdın. Ey Babacığım. Sen bilmiyor musun ki,  dünyada işlenen ameller, ahirette, kıyamet gününde, mücessem olarak karşımıza çıkar?”
 
Ona dedim ki, “Peki, o zayıf adam?

Dedi ki, “O yaşlı ve zayıf adam senin güzel amellerindi. Sen onu böyle zayıf, böyle güçsüz, böyle çaresiz bıraktın. Onu, kendi haline ağlattın. Seni kurtarmasına izin veremeyecek duruma sen soktun. Eğer ben doğmasaydım ve küçük yaşta günahsız olarak ölmeseydim, seni bu dehşetten kurtaracak başka bir şey de yoktu zaten.”

***
 
O an uykudan ağlaya ağlaya, ağzımdan çıkan şu kelimelerle uyandım, “Evet Allah’ım vakti geldi. Evet Allah’ım vakti geldi.”
 
“Hemen gusül abdesti alıp, giyinip, camiye koşayım sabah namazına.” Dedim kendi kendime. Günahlarımdan arınmak kendime cennet yolunu çizmek, tövbe etmek, Allaha yalvarmak için. Camiye girdiğim an imamın okuduğu o ayet. Rüyamda kızımın beni kurtardığında okuduğu aynı ayetti.


ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
 
 
Mealen: "İman edenlerin kalplerinin Allahın zikrine dönmesinin zamanı gelmedi mi?"

***

Bunları yaşayan kişi, tabiinlerin (sahabeleri görmüş), imamlarının efendisi, MALİK BİN DİNAR idi. O, insanlar arasında geceler boyu ağlamasıyla bilinirdi. Ve derdi ki, “Allah’ım. Kimin cennete gireceğini, kimin cehenneme gireceğini sadece sen bilirsin. Ben bunlardan hangisiyim? Allah’ım. Beni cennet ehlinden eyle. Cehennem ehlinden eyleme.”

***

Malik Bin Dinar büyük bir tövbe etti ve insanlar arasında şöyle meşhur oldu: Caminin kapısına giderdi ve insanlara seslenirdi.

Derdi ki, “Ey asi insanlar, ey günahkar insanlar, Allah’ınıza dönün. Gafil insanlar, Allah’ınıza dönün. Ey Allahtan kaçan kullar, Allah’ınıza dönün. Rab’bin sana gece gündüz sesleniyor, “Bana bir karış yaklaşana, ben bir dirsek yaklaşırım. Bana bir dirsek yaklaşana, ben bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyene, ben koşarım.” Diyor. Seni çağırıyor. Allah’ınıza dönün. La ilahe illa ente Subhaneke. İnni kuntu min ez-zalimin (tövbe duası)

***

Yaşadığımız şu günleri nasıl da anımsatıyor değil mi, Malik Bin Dinar hazretlerinin yaşadıkları?

“Ağır hastanın yiyip içtiği kıymetli gıdalar, sağlığına fayda vermediği gibi, dünya sevgisine dalmış kalplere de nasihat fayda vermez.” Diyen de yine o büyük veli ya.

Ne dersiniz? Vakti geldi mi sizce de artık; Rab’bimize dönmenin, yalvarmanın, yakarmanın, tövbe etmenin?

Yoksa arkamızda; aç, kocaman, vahşi, saldırgan, güçlü ve dev gibi bir fare (nefis) bizi kovalarken, cehenneme doğru koşmaya devam mı? Her şey elimizde halbuki. Fareyi kapana kıstırmakta. Cennetin kapısını aralamakta.

Vesselam,

31.03.2020 (Murat Yakar)

DİĞER YAZILAR

Nokta.

Evrenin yeni patronu ‘datacılar’

Beni en çok öfkelendiren tavır!

“Sizi Allah’a şikayet edeceğim” diyen çocuğu hatırladınız mı?

Büyük Türkiye İmparatorluğu’nun doğum sancısı

Cambazların oyunu

‘La Galibe İllallah’

Kim şerefli, kim şerefsiz?

Savaşların ortasındaki ‘biz’

“Cibiliyet padişahım”

O koltukta sen de oturacaksın!

Ölüm bir realitedir

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Hal böyle olunca!

Sadaka-i Cariye

Kaş yapalım derken göz çıkardılar!

Bitmeyen ninni!

O yazıya istinaden

Demiştik ya, “Aslandan kurban olmaz.” diye

Azrail’in tokmağı

İşin tılsımı!

Büyücünün parmağı

Bırakın da kendi gömleğimizi kendimiz giyelim !

Başımız sağolsun Gazikent’i kaybettik!

Bir dervişten nasihatler

Böyle cennet olur mu?

Kutsal aşı

Bir türlü anlatamadım!

Bırakın dönsün dönme dolaplar!

Boş teneke çok ses çıkarırmış

40’tan bir çıkarsa...

Şaşı değil kör olmak gerek!

O meşhur tükürük

Özlemle yâd edilen Ramazanlar

Diyanet’te neler oluyor?

Demek ki Neymiş?