24 Eylül 2020 Perşembe
Dava neydi, ne oldu?

Abdurrahman Örnek

Dava neydi, ne oldu?

 Her şey Allah’ın rızasını kazanma isteğiyle başlamıştı,ta ki dünyanın güzelliği ve insanın nefsi  araya girene kadar. Geri dönüş gelgitleri yaşadığımız anlarda bıraktığımız hiçbir şey eskisi gibi değildi. Şekiller ve öz, ikisi beraber eşit şekilde değişmişti. Sorguladığımız  her şeyde karşılaştığımız her cevabın karşılığı “aman sen de diye” geri dönüyordu. Bu söylem  kelimelerin sultanı olmuştu adeta. Uğruna ne mücadeleler verdiğimiz  davamızın gücü  tükenmiş, iflahı kesilmişti.

Sanki mücadelenin sırrının saklandığı kara kutu açılmıştı aslında mücadele dediğimiz kendi menfaatimiz içinmiş. İçinde bulunduğumuz zaman bütün kıyamet alametlerinin yaşandığı bir zamandı . İddialarımızın bir anlamı kalmadığından bomboş sayfalara imza atmaya başladık. Secde ettiğimiz bir ilahımız olan Allah’ımızdan başka bir çok secde edecek aracı bulduk .Önce Fırka –i Naciye’den olmak için mücadele verip yarış halindeyken,  parça parça kaç fırkadır bilmem; ama darmadağınık olduk hepimiz. Hiçbir ihtilal etkilememişti bizi ta ki bin yıl sürecek olan 28 Şubat 1997’ ye kadar.

O gün bugündür toparlanmaya çalışıyoruz ama kopması mümkün olmayan sımsıkı sarıldığımız Allah’ın ipini kendi aramızda koparmıştık. Dava adamları yılmazdı dava adamının aşkı da, işi de, eşi de davasıydı. Yatakta uyuduğu, evinde oturduğu zamanlar yıldan, aydan ibaret değil günlerden ibaretti. Çocuklarının doğduğunu bilir ama büyüdüğünü bilmezlerdi. Yorgunluk nedir bilinmezdi, her yorgunluk aslında tatlı bir dinlenmeydi. Çünkü bütün işleyiş aşk ve şevk üzerineydi. Bizim için doğru tekti o da savunduğumuz ilkeler, karşımızdaki ne söylerse söylesin doğru tekti ve bize ait olandı.

Hiçbirimiz zengin değildik, hepimiz ekonominin dip yaptığı baba ve anaların çocuklarıydık. Bütün bu yoksulluğumuzu, dışlanmışlığımızı davaya sahip çıkarak kapatmaya çabalıyorduk. Üstünlük sadece takvadaydı, ilimdeydi. Kaybetmek gibi bir düşünce asla aklımızdan geçmezdi. Kaybetsekte  gerekçemiz hazırdı, yenilgi yenilgi büyüdüğümüz zaferlere inanırdık. Kanımız damarlarımızda hızlı akardı. Her seferinde yeniden tohum atılırdı toprağa ve her daim küllerimizden yeniden doğacağımıza inanırdık. Ve dışarıya güç fışkırtırdık. O zamanlar henüz damar tıkanıklıkları yaşamadığımız zamanlardı. Müslümanlara inanç sahibi insanlara sürekli haksızlık yapıldığına inanırdık; haksızlık ilahidir, kaderdir demedik;  insanidir, insanın zalimlik içgüdüsünün tezahür etmesidir derdik.

Ve o zamanlar gücümüzü davamızın karşısındakilere karşı kullanırdık, korkmazdık, bugün ise bize karşı olanlara merhametli, kendimizden olanlara ise misliyle şiddetli olduk. Allah’a olan sorumluluğumuzun karşısında hata yapma endişesiyle eziliyorduk, bugün ise kula karşı olan sorumluluğumuz karşısında hata yapmasak bile sürekli eziklik  hissediyoruz. Her baharla hayaller ülkesinin izini sürerdik Gözlerimiz her zaman şafaktaydı ve  şafakla beraber doğacak güneşteydi. Doğan güneşle bütün ufuklara doğru yürümekti amacımız. Para nedir ki? Kendini ve aileni geçindirecek kadar olsa yeterdi.

İhtiyaçtan fazlası her zaman infak içindi. Senede bir defa zekat olmamalıydı, her daim fazlayı vermek gerekirdi. Sahabelerden en çok zekat verenler misal olarak anlatılırdı sohbetlerde. Salebe’nin cami kuşluğu, Salebe’nin para hırsına dönmüştü. O kadar ileri gitmişti ki zekat memurlarına malın en kötüsünü vermişti. Dava neydi?  Şehadet arzusuyla yaşamaktı. Her 18 yaşındaki genç müslümanın bir gün bir yerde Allah için ölmesiydi. Afganistan, Bosna, Çeçenistan, Keşmir, Filistin hiç fark etmezdi. Coğrafya önemli değildi yeter ki şehadet bizleri bir yerlerde bulsundu.

Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara diyen,Metin Yükseller’di idollerimiz. Gün geldi cami avlusunda şehit olmayalım diye camiye gitmez olduk. Mücahitlerimiz vardı, konuşmalarında bir lokma bir hırka edebiyatının en şiirsel en özentili anlatımlarıyla içimizi mest eden o konuşmalarla  insanın hiçbir zaman zengin olmayası gelirdi. Ama o konuşmaları yapanlar zengin oldular, biz ise onların zenginliği ile mest olmaya devam ediyoruz. O zamanlar her kemere bir  pantolon her  takım elbiseye göre ayakkabımız yoktu ve  Hz. Ömer’ le  oğlu Abdullah’ın kendilerine verilen kumaştan bir elbise çıkardıklarının edebiyatını yapardık . Bugün ise satın al, birkaç defa kullan sonra da  at tüketicileri olduk.

  Peygamber (as)’ın üzerinde yattığı kuru hasırın izlerinin yüzünde iz bıraktığını anlatırdık. Ta ki ne zamana kadar sürdü, mücahitlerin müteahhit olmasına kadar. Yüksek yüksek binalar, yüklü miktarlı ihaleler, yaşadıkları mahalleleri lüks semtlerle değiştirmeye kadar. Bahane hazırdı Müslüman her şeyin en iyisine layıktır . Hep en iyinin peşinden gitmeliydi. Bayanlarımızın örtüleri vardı sadece gözleri görünen. Meydanlarda, camilerde  başörtüsüne özgürlük  için cuma eylemleri yapardık, Bayezit Camii sembol olmuştu.

Sonuç olarak başörtüsüne özgürlük geldi, fakat başörtüsü ve başörtüsünün içindeki modanın tutsağı oldu. Davanın yangını  söndürüldüğünden tarifsiz  bocalamalar her alanda başlamıştı. Parlatılan her kıvılcım alev almadan sönüyordu. Çünkü boşluk ve ötekinden yoksun olmanın getirdiği yalnızlık kendimizi iyice içe doğru çekmişti. Artık anlamsızlık geri dönüşsüz bir boyut kazanarak eldeki dünü de  gelecek olan yarını da bitirmiştir. Yani dava dediğimiz olgu buharlaştı, buharlaşan davadan geriye ne aşk kaldı ne de şevk, sadece zoraki devam eden nikah.

18.05.2020 (Abdurrahman Örnek)

DİĞER YAZILAR

Okullar çiçek açtı

Yeni Bir Medine Modeli Mümkün Mü

Yasak meyve

Ruhun temizliğinde hakikat arayışı

Kadının Özgürlük Meselesi

Uyumsuz bir yaşam sorunu olarak müfritlik

Heybende bir iyilik taşı

Dijital çağda halifelik tutar mı ?

2020 LGS Değerlendirmesi

Mezarlık sessizliği

Kıvılcım

DYK kurslarında ücretli ogretmenler gorevlendirilsin

İnsanlığın Belirsizlik Sorunu

Kimse alınmasın ama ben hep babamı sevdim

İnatçı Kulluk Etme Arzusu

Pandemi sürecinde okulsuz çocuk eğitimi

Meslek Liseleri Krizden Güçlenerek Çıkar Mı?

Ölen insanlar mı sayılar mı ?

İyi ve kötü

Esmaü’l-Hüsna Allah’ın isimleri

Ben beklerken bahar geçip gidiyordu

Uzaktan eğitim(e) yakınlaştırır mı uzaklaştırırmı ?

Bir virüs musibetinin hatırlattıkları

Koronavirüs ve yeni dünya düzeni

Çocuktum ben, Savaşın Ortasında

Gitmek mi zor , kalmak mı?

Modern benlik ve iç insanlığımız

Bir öğretmenden daha fazlası

Çocuk kalbinin eşiğinde “duygu okulu” olmak

Ahlak, inanç ve eğitim

Çocuk yüreğinin öğretmeni olmak

Zeytin ağacının gövdesinde bir erva bebek

İnsan Bir Değerdir

Hastane koridorları hüzünlüdür

Okula gitmeyen çırak aranıyor

Babasız kalmak

İnsan neden insan olamaz

Nihayet “ Pısa” olacak gibi

Özel gereksinimli bireyler ve eğitimleri

Aileyi bitirme planı toplumsal cinsiyet eşitliği(1)

Medeniyetlerin kötüsü “ekran medeniyeti”

Eğitimde eksik olan ne?

Zamanı uğurlamak

Fikir,hareket ve gençlik

Yeni olandan korkmak

Öğretmen neden şiddet görür?

Müebbet kölelik

Eğitimde duygu eğitimi “sihirli el”olabilir mi?

İdeolojilerin devrimlerinden kapitalist evrimlere

Ülkeler bazında nitelikli öğretmenlik

İnancın farkına varmak

Eğitim Öğretim Başlarken

Fil dişi kuleden cafelere

Bir okul müdürü kadar okuldur(2)

Bir okul müdürü kadar okuldur

Neyi kaybettiğini hatırlayacaksın

Figüran

Benzemezliğin farkını yaşamak

YKS Eleştirisi

Günlük Hayata 30 Dakika Kitap Okuma Molası

Eğitim Reformunda Öğretmenin Rolü

Rahman Ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Gaziantep Tıp Fakültesi ve Hematoloji Servisi

İnsan Olma Çabası

Bir fırsat eğitimi olarak 4-6 yaş Kur’an Kursları

Şehir ve Medeniyet

İslam Batı’ya galip gelir mi?

Peltek Düşünceler

Yönetici, Liyakat ve Adalet

Gaziantep’ten Bir Ziya Öğretmen geçti

Kınalızâde Ali Çelebi’ye göre Çocuk Eğitimi

Aile eğitiminde kadın ve erkeğin rolü

STK’larda Varoluşsal Kimlik Sorunları

Ruh Kirliliği

İdeal Öğretmenin Nitelikleri

Eğitim Sistemimizde Tecdid

Kaçak Göçmen Notları

Sorun nerde?

Akıllı Tahta mı Bilinçli öğretmen mi?

Kim medeni, kim değil?

Günah ve sevap arasında tövbekâr olmak

Mehmet Akif Ersoy’u anladığımız gün anmış oluruz

Okul iyi insan yetiştirir mi?

Vicdan-i Yitim

Ayet ve Hadislerde İnsan Hakları

Annem benim dilim oldu

Öğretmenlik sadece bir gün değildir

Bu gidiş nereye?

2023 Eğitim Vizyonu Eğitimcilere Vizyon katar mı? (2)

2023 Eğitim Vizyonu Eğitimcilere Vizyon Katar Mı ?(1)

2023 “İnsan” Merkezli Eğitim Vizyonu

Kemanın telleri

Sendikal Mücadelede yeni bir dönem olur mu?

Kehanet severlik

Eğitim öğretim başlarken

Hüznün Adı: Eylül’dür

Eğitimde yaş ne ifade eder

Toplumsal ihya için çok düşünme az konuşma edebi

Eğitimde oyunun önemi

EDEBİYAT, ŞİİR VE İNSAN