15 Ekim 2019 Salı
Bırakın dönsün dönme dolaplar!

Murat Yakar

Bırakın dönsün dönme dolaplar!

Geçtiğimiz günlerde bilimsel bir veri okudum. Çok enteresan bir veriydi bu.

Söylenildiğine göre insanoğlunun aklından bir gün içinde 60 ile 80 bin düşünce geçiyormuş.

Vay anam vay dedim kendi kendime.

Akıllara ziyan 60 ile 80 bin arası düşünce ha!

“Sonra” dedim, kendi kendime; Hiç bir gün oturup ta sorduk mu acaba kendimize, “Bu düşüncelerin ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış, ne kadarı olumlu, ne kadarı olumsuz, bizim için nasıl bir gelecek oluşturuyor bu düşünceler, nasıl bir enerji yayıyoruz etrafa onlarla?” diye.

Mahatma Gandhi bir sözünde şöyle der “ Düşüncelerinize dikkat edin, sözleriniz olurlar. Sözlerinize dikkat edin, davranışlarınız olurlar. Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınız olurlar. Alışkanlıklarınıza dikkat, kaderiniz olurlar.”

Nerden nereye geldik değil mi?

Bir düşünce insanın kaderini bile tayin edebiliyormuş meğerse!

Bitmedi!

Bir de, Mevlana Hazretleri’nden dinleyelim, “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin, gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.” diye.

Demek ki düşüneceğiz. Hem de çok iyi düşüneceğiz.

Rene Descartes’ın da dediği gibi, “Düşünüyorum. Demek ki varım.”

Eğer düşünüyorsanız ve varsanız o halde bu düşüncelerin bizleri nerelere savurduğuna da dikkat edeceğiz. Nelerden vazgeçmek zorunda olduğunuzu, nelere sımsıkı sarılmanız gerektiğini. Neleri azaltıp, neleri çoğaltmanız gerektiğini ya da nelere şeytan görmüş gibi mesafe koymanız gerektiğini. O şeytan ki ne dalkavukluklar yapar insana. Gülü-diken, acıyı-tatlı, geceyi-gündüz, soğuğu-sıcak, büyüğü-küçük ve neticede haramı-helal gösterir bizlere. Hem de allayıp pullayarak. Bin bir oyun ve entrikalarla iğne deliğinden deveyi bile geçirtir insana. Bırakın düşüncemizi, bedenimize ruhumuza hâkim olur Maazallah.

Peki bilmiyor muyuz, tanımıyor muyuz bu mel-un’u.

Biliyoruz ve tanıyoruz elbette. Ama yine de geliyoruz onun oyununa. Düşüyoruz defalarca tuzağına. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri boşuna mı demiş, “Az yiyenin hekimle, düz gidenin hâkimle işi olmaz.” diye.

Madem hal böyle, o halde önce düşüneceğiz ve azaltacağız,

Yediğimiz yemeği, yemeğin tuzunu, çayın şekerini, kullandığımız eşyaları, harcadığımız parayı, boş yere geçen vaktimizi, alışverişlerimizi, kuruntularımızı, bilgisayar başında harcadığınız süreyi, telefonla uğraştığımız saatleri vs…

Sonra düşüneceğiz ve bırakacağız,

Sigarayı, içkiyi, zinayı, isyanı, dedikoduyu, yalan söylemeyi, mızmızlanmayı, çekingen olmayı, aşırı zevklerimizi, dalga geçmeyi, adam seçmeyi vs…

Sonra da düşüneceğiz ve çoğaltacağız,

İbadet etmeyi, dua etmeyi, yardım etmeyi, ikram etmeyi, teşekkür etmeyi, selam vermeyi, özür dilemeyi, mazur görmeyi, alttan almayı, güzel söz söylemeyi, şefkati, merhameti, cesareti, kuş seslerini, ayaklarınızın toprakla olan misafirliğini, yeşil renk kullanmayı, içtiğiniz su miktarını, çocuklarla geçirdiğiniz vakitleri vs…

Ve asla ama asla unutmayacağız!

Şeytanın, “Bir defayla bir şey olmaz, daha genciz, Allah kalbin temizliğine bakar, Allah ile kul arasına girilmez, emekli olduktan sonra, zaman size değil siz zamana uyun, Allah affeder, bu kadar günahtan sonra biraz zor, fazla düşünme kafayı yersin, Cehennem’de biraz yandıktan sonra nasıl olsa Cennet’e girmeyecek miyiz? Büyüklerimiz de böyle yapıyordu, aman ha beyninizi yıkamasınlar.” şeklindeki 12 tatlı sözünü

İbrahim Karakoç bir şiirinde der ki;

Beden ölür çürür, cana bakın siz.

Kim kiminle yürür ona bakın siz.

Bırakın dönsün dönme dolaplar.

Hak’tan, Hakikatten yana bakın siz.

Vesselam…

21.06.2019 (Murat Yakar)

DİĞER YAZILAR

Azrail’in tokmağı

İşin tılsımı!

Büyücünün parmağı

Bırakın da kendi gömleğimizi kendimiz giyelim !

Başımız sağolsun Gazikent’i kaybettik!

Bir dervişten nasihatler

Böyle cennet olur mu?

Kutsal aşı

Bir türlü anlatamadım!

Boş teneke çok ses çıkarırmış

40’tan bir çıkarsa...

Şaşı değil kör olmak gerek!

O meşhur tükürük

Özlemle yâd edilen Ramazanlar

Diyanet’te neler oluyor?

Demek ki Neymiş?